BKYK KARARI 2021-05

BASIN KONSEYİ, HÜRRİYET GAZETESİ HAKKINDAKİ BAŞVURUDA ‘ŞİKAYETİN YERSİZLİĞİ’ KARARI VERDİ

YÜKSEK KURUL KARARI

DOSYA NO              :  2021- 05

KARAR TARİHİ : 24.02.2021

ŞİKAYET EDEN       : Aslı Ceren İNANÇ
(İşçi Blokları Mahallesi1522 Sokak Eras Sitesi A Blok 7-47 100. YIL / ANKARA)

ŞİKAYET EDİLENLER : 1) Aydemir KADIOĞLU (Hürriyet gazetesi muhabiri)
(Demirören Center 100. Yıl Mahallesi 2264 Sokak No: 1 BAĞCILAR / İSTANBUL)

2) Ahmet Hakan COŞKUN (Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni)
(Demirören Center 100. Yıl Mahallesi 2264 Sokak No: 1 BAĞCILAR / İSTANBUL)

ŞİKAYET KONUSU :

Hürriyet gazetesinde 16.12.2020 tarihinde birinci sayfadan ‘500 yıllık tarih naylon altında’ ve 4’üncü sayfada ‘Naylon Türbe’ başlıklarıyla yayınlanan Aydemir Kadıoğlu imzalı haberde, gereksiz ve haksız şekilde açık kimliği ve unvanının kullanıldığını; asılsız iddialarla hedef alınarak mesleki itibarının zedelendiğini; maddi ve manevi zarara uğratıldığını savunan Aslı Eren İnanç, şikayette bulunmuştur.

Şikayetçi Aslı Eren İnanç, Basın Konseyi’ne yaptığı yazılı şikayet başvuruda, Hürriyet gazetesinde yayımlanan haber yüzünden Vakıflar Genel Müdürlüğü Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği görevinden alındığını; haberde imzası bulunan muhabir Aydemir Kadıoğlu’nun ve noter aracılığı ile gönderdiği açıklamayı yayımlamayan gazete yönetiminin Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiğini öne sürmüştür.

Şikayetçi, Hürriyet gazetesi muhabiri Aydemir Kadıoğlu’nun, İstanbul Fatih’teki Asude Hatun Türbesi ile ilgili 8 Aralık 2020 günü Whatsapp üzerinden kendisiyle iletişim kurduğunu ve sadece türbenin mülkiyet bilgisini sorduğunu ileri sürmüştür. O gün TBMM’de Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinin görüşülmekte olduğunu belirten şikayetçi, 4 sayfalık başvurusunda özetle şu ifadelere yer vermiştir:

Eserin mülkiyet bilgisini ilgili Bölge Müdürlüğü’nden kontrol edebileceğimi, ancak süregelen bütçe görüşmeleri nedeniyle meşgul olduğumuzu belirterek an itibariyle kendisini cevaplayamayacağımı ifade ettim. Yüzlerce yıl önce inşa edilmiş tarihi eserle ilgili bir gazetecinin sorabileceği onlarca soru olabilir. Görevim ve sorumluluklarım itibariyle bu soruları açık seçik ve detaylı şekilde almadan ve eserin dosyasını ilgili Bölge Müdürlüğümüzden ve Daire Başkanlığımızdan isteyerek incelemeksizin kamuoyunun sağlıklı bir şekilde bilgilendirilmesi yükümlülüğüme uygun şekilde bahsi geçen gazeteciye anında cevap vermem mümkün değildi.”

Şikayetçi kendisiyle iletişim kurulmadan gerçeğe aykırı bilgi ve yorumlarla haberi yayımladığını ileri sürerek başvurusunda ayrıca şu ifadelere de yer vermiştir:

Hürriyet Gazetesi’nde söz konusu haberin yayınlandığı 16 Aralık 2020 günü, haber içeriğindeki gerçeğe dayanmayan bilgiler ve habere katılan yorumlar sebebiyle, anında kurumsal refleks oluşturmak gerektiğinden Anadolu Ajansı ve Demirören Haber Ajansı’nı Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne davet ederek, gerekli cevabi açıklamanın yapılmasına vesile oldum. Bu açıklamaların yapılmasından birkaç saat sonra ise maalesef, haber işaret edilerek görevden alındım.

Haberin yayımlandığı gün, sırf şahsıma yöneltilen iddialar ve haber sebebiyle oluşturulmuş intiba sonucunda Vakıflar Genel Müdürlüğü Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği görevimden alındım. Memur kademesine nakledilerek maddi ve manevi mağduriyete uğradım. Şahsımı işaret eden haber sebebiyle mesleki ve kurumsal manada büyük bir itibar kaybına da maruz kaldım.

Deneyimli bir muhabir bir cep telefonu mesajı ile haber sorusu sorulmamasının gerektiğini bilir. Haber kaynağı da kişisel cep telefonu mesajı ile kurumsal resmi bir cevap verilmesinin söz konusu olmayacağını bilir. Gazeteciler sorularını sorarlar ve cevap mutlaka yazılı olarak resmi e posta ile ya da resmi antetli bir kağıt üzerinde verilir. Bir nüshası daima Kurumda bulunur.

8 Aralık 2020 tarihinden, haberin yayınlandığı 16 Aralık 2020 tarihine kadar geçen zaman zarfında muhabir, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden resmi anlamda hiçbir belge, doküman ya da bilgi talebinde bulunmamıştır, muhabirin şahsıma attığı tek bir Whatsapp mesajından başka hiçbir sorusu da yoktur ve olmamıştır.

Muhabir eserin restorasyon durumu konusundaki sorularını yöneltmiş olsaydı eserin restorasyonundan sorumlu kurumun Vakıflar Genel Müdürlüğü değil, 2016 yılı itibariyle yapılmış resmi bir protokol ile devralmış olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde olduğu bilgisine erişebilecek ve okuyuculara doğru bilgiyi aktarılabilecekti. Ne var ki; muhabir bu konuda soru sormamış, konuyu incelememiş ve başka kaynaklardan da teyit etmemiştir.

Bütün bunlara rağmen şahsımı haberin merkezine koymakta çekince de duymayan muhabir, 500 yıllık bir türbenin bakımsızlığını ele alan haberi de açık ismim ve unvanımı kullanarak, şahsım üzerinden kurmayı tercih etmiş ve beni işini savsaklayan bir kamu görevlisi konumuna koyarak suçlamıştır. Böylece görev tanımım nedeniyle kendisine iyi niyetle vermiş olduğum basit bir durum bilgisi olan ‘meşguliyet’ kavramı da haberin taşıyıcısı ve eserin bakımsızlık sebebi haline dönüştürülmüştür.”

Vakıflar Genel Müdürlüğü’ndeki görevine dönmek için İdare Mahkemesi’nde dava açtığını belirten şikayetçi, Hürriyet’te yayımlanan bu haberin aynı gün bir çok internet sitesi tarafından da kullanıldığını, yaptığı başvurularla adının bazı yerlerde haberden çıkarılmasını sağladığını ancak hala ulaşamadığı yerlerde haberde adının yer aldığını; gazeteye noterden gönderdiği açıklamanın yayımlanmadığını belirterek, şikayet edilenler hakkında Basın Meslek İlkeleri’nin 3, 6, 9, 11 ve 12’nci maddelerini ihlalden karar alınmasını talep etmiştir.

UZLAŞMA ÖNERİSİ :

Şikayet başvurusu, haberde imzası bulunan Hürriyet gazetesi muhabiri Aydemir Kadıoğlu ve Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Hakan Coşkun’a, 14.01.2021 tarihinde PTT aracılığı ile gönderilmiş ve posta ‘alındı’ belgesi gelmiştir.

Şikayet edilen muhabir Aydemir Kadıoğlu, 20.01.2021 tarihinde gönderdiği yanıtta şikayet başvurusundaki iddiaları reddetmiştir. Bu nedenle taraflar arasında bir uzlaşma sağlanamamıştır.

ŞİKAYETÇİNİN YANITI :

Şikayet edilen muhabir Aydemir Kadıoğlu gönderdiği 3 sayfalık yanıtta, Fatih’teki Asude Hatun Türbesi’nin bakımsızlığı ile ilgili şikayetler üzerine haber yapmak için gidip durumu gördüğünü; bilgi almak için sırasıyla ilçe ve il müftülükleriyle görüştüğünü; kayıtlardan türbenin Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü’ne devredildiğinin söylendiğini; Kültür ve Turizm Bakanlığı Basın Danışmanı Selim Terzi ve bakanlık çalışanı Pınar Ülkütaş’la görüştüğünü; onların da konunun Vakıflar Genel Müdürlüğü ile ilgili olduğunu söylediklerini belirtmiştir.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Basın Danışmanlığı’nın yönlendirmesiyle Vakıflar Genel Müdürlüğü Basın Müşaviri Aslı Ceren İnanç’la iletişim kurduğunu belirten muhabir Aydemir Kadıoğlu, şikayetçiye Whatsapp üzerinden gönderdiği ve şikayetçiden gelen mesajların görüntülerini de yanıtına eklemiştir. İlk mesajında, türbeyle ilgili haber yapacağını, eserin kaç yıllık olduğunu, kim tarafından yapıldığını,en son ne zaman bakımının yapıldığı sorularını yöneltip, varsa eski bir fotoğrafını talep ettiğini belirten şikayet edilen muhabir, şikayetçinin de “Mülkiyet bizde görünüyor Aydemir bey fakat su an bütçe görüşmelerimiz var ilgili daire başkanı da genel müdür de şu an meşgul” yanıtını verdiğini belirtmiştir. Şikayet edilen, iddialara yanıtında şu ifadelere de yer vermiştir:

Bütçe görüşmelerinin yoğunluğu geçtikten sonra cevap verirler diye 8 gün bekledim, ancak geri dönüş olmadı. Bu resmi kurumlardan bilgi istediğimiz zaman çok sık yaşadığımız bir durumdur. Aslı Ceren İnanç’ın sadece mülkiyet bilgisi sorduğum yönündeki şikayetinin cevabını yazışmalarımda bulabilirsiniz. Dikkat ederseniz mülkiyetle ilgili bir soru yok, tam aksine türbenin kim tarafından yapıldığı, ne zaman yapıldığı, son bakımının ne zaman yapıldığı gibi detaylı bilgi talebim var.

Şikayetçi bana, ‘Şu an meşgulüz ilerleyen günlerde tekrar görüşelim’ demedi. Yine de beni ‘başından savdı’ olasılığını göz ardı edip, konuşmamızdan sonra, haberi servis etmek için 8 gün bekledim. 16 Aralık günü Hürriyet’te haber yer aldı.”

Şikayetçinin, türbenin mülkiyetinin Vakıflarda olduğunu yazmasına rağmen restorasyonun İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne devredildiğini bildirmediğini savunan şikayet edilen muhabir, haber yayınlandıktan sonra Vakıflar Genel Müdürü’nün açıklama yapıp belediyenin protokolün gereğini yapmayacaksa eserin iade edilmesini istediğini, İBB’nin de yeni protokol yapılması gerektiğine ilişkin açıklamalar yaptığını, bu gelişmeleri de haberleştirip yayımladığını hatırlatmıştır.

Şikayet edilen, “Gerekli araştırmaları yaptıktan sonra hazırladığımız haberde hiçbir yalan, abartı, saptırma yok. Aslı Ceren İnanç’ın kurumdaki görevinden alınması için hedef gösterdiğim yönündeki endişe tamamen yersizdir. Konuyla ilgili başvurduğumuz birinci derece kaynak bilgi vermemiştir. Habere yansıtılan budur” demiştir.

GENEL SEKRETERLİK GÖRÜŞÜ :

İstanbul Fatih’teki Asude Hatun Türbesi’nin konu edildiği şikayet edilen haber, Hürriyet gazetesinde 16.12.2020 tarihinde birinci sayfadan anonslanarak,4’üncü sayfada türbenin fotoğraflı yayımlanmıştır. Hürriyet’in bu özel haberi kaynak gösterilerek bazı ayın organlarıyla ve internet sitelerinde de yer almıştır.

İlk sayfada “500 yıllık tarih naylon altında” başlığı altında “Padişah II. Beyazid’in sütannesi Asude Hatun’un İstanbul Cibali’deki türbesi perişan halde” spotu ve haberin özeti olarak da “Türbenin kapısı açık. İçerisi moloz dolu. Asude Hatun’un sandukası kırık ve naylona sarılmış. Çatı su damlatıyor. Her taraf örümcek ağı. Vakıflara sorduk ‘Bütçe görüşmelerimiz var. İlgili daire başkanı da genel müdür de meşgul’ cevabını aldık” paragrafı yer almıştır. İç sayfada ise ‘Naylon Türbe’ başlığı altında ve birinci sayfadakinden biraz daha uzun spotla ve yine fotoğrafla yayımlanan haberde sırasıyla, türbenin kim tarafından ne zaman ve neden inşa edildiği; mimari özellikleri; adını taşıyan kişiyle ilgili bilgiler ve bugünkü naylon örtü altında tutulduğu hali anlatılmıştır.

Muhabir, haberi hazırlarken bilgi almak için gösterdiği çabayı anlatmış, başvurduğu kurumları sıralamış ve sadece mülkiyetin hangi kuruma ait olduğu bilgisine ulaşabildiğini yazmıştır. Ve haberin sonunda “Vakıflar Genel Müdürlüğü Basın Müşaviri Aslı Ceren İnanç’a durumu ilettiğimizde ‘Mülkiyet bizde görünüyor, fakat şu an bütçe görüşmelerimiz var. İlgili daire başkanı da genel müdür de meşgul’ cevabını aldık” ifadesi yer almıştır. Bu haberin yanına konulan ‘Tarihimize sahip çıkmıyoruz’ başlıklı haberde ise semt sakinlerinin, türbenin bu halde bırakılmasına tepkisi anlatılmıştır.

Şikayet edilen muhabir, gazetesine gelen bir ihbardan yola çıkarak konuyu araştırmış, neredeyse kapı kapı dolaşarak bilgi alabilmek için türbenin mülkiyetine sahip olan kuruma ve yetkilisi olan şikayetçiye ulaşabilmiştir. Gerek şikayetçinin başvurusunda, gerekse şikayet edilenin verdiği yanıtta taraflar arasında Whatapp mesajlarıyla sorulu- cevaplı iletişim sağlanmıştır. Bu mesajlar şöyledir:

ŞİKAYET EDİLEN: Aslı hanım merhabalar. Hürriyet Gazetesi Muhabiri Aydemir Kadıoğlu ben. Fatih Cibali Mahallesi, Esrar Dede Sokak’ta bulunan ve Tahirağa Camii bahçesinde yer alan Asude Hatun Türbesi ile alakalı bir haber yapacağım. Türbe ile alakalı olarak bilgi talep ediyorum sizden. Kaç yıllık türbe, kim tarafından yapıldı, en son ne zaman bakımı yapıldı, varsa eski bir fotoğrafı gibi sorularım ve taleplerim var. İlçe ve il müftülüğü onların sorumluluklarında olmadığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda olduğunu belirtti. Bakanlık da Vakıflar 1. Bölge Müdürlüğü’nde olduğunu söyledi. Yardımcı olursanız çok sevinirim. Kolay gelsin iyi çalışmalar.

ŞİKAYETÇİ: Merhaba Aydemir bey, mülkiyet bilgisi alalım size döneceğim.

ŞİKAYET EDİLEN: Tamamdır Aslı hanım bekliyorum, teşekkürler. (Bir süre bekledikten sonra yeniden ) Aslı hanım tekrardan merhaba, ilgilenebildiniz mi?

ŞİKAYETÇİ: Mülkiyet bizde görünüyor Aydemir bey, fakat su an bütçe görüşmelerimiz var ilgili daire başkanı da genel müdür de şu an meşgul.

Taraflar arasındaki bu iletişimde şikayet edilen muhabir, türbe hakkında genel bilgilerin yanında, mülkiyet bilgisinden çok ‘ne zaman bakım yapıldı’ diyerek restorasyon konusunda bilgi ve daha önceki haline gösteren fotoğraf istemiştir. Şikayetçi, Meclis’te bütçe görüşmesi olduğu belirtip ‘meşguliyetten’ söz etmiş, şikayet edilenin talep ettiği asıl bilgileri değil, sadece ‘mülkiyet bilgisini’ vermiştir. Kurumun bütçesi görüşülürken şikayetçinin ‘meşguliyet’ gerekçesi elbette halkıdır. Ancak, “Mülkiyeti bizde görünüyor” dedikten sonra, aradan geçen 8 günde muhabire başka hiçbir bilgi (örneğin türbenin en son bakımı- restorasyonu) ulaştırmaması, şikayet edilende ‘başka bilgi vermek istemiyorlar’ algısına neden olmuştur. Nitekim şikayetçinin iddialarına gönderdiği yanıtta, “Bu resmi kurumlardan bilgi istediğimiz zaman sık rastladığımız bir durum” diyen muhabir haklı olarak bu düşünceyle hareket etmiş ve haberi daha fazla bekletmeden yayımlamıştır.

Muhabirin edinebildiği bilgilerle yayımlanan haberde, söz konusu türbenin ne zaman, kim için, kimin tarafından yaptırıldığı; mimari özellikleri ve bugünkü durumu objektif ve abartıya kaçmayan bir üslupla anlatılmıştır. Haber restorasyonu kimin yaptığı üzerine kurulmamış, zaten muhabire o bilgi de verilmemiştir. Haberi hazırlarken nerelere başvurduğunu ve ilgili kuruma nasıl ulaştığını, iletişim kurduğu kişileri detaylarıyla anlatan muhabir, haberin en sonunda türbenin mülkiyetine sahip kurum görevlisi olan Şikayetçinin sözlerine yer vermiştir. Muhabir bir bakıma bu kadar çaba göstermesine karşın yeterli bilgi alamadığını okurlarına iletme gereği duymuştur.

Şikayetçinin, haberde açık kimliği ve unvanı yazılmayıp eksik bırakılabilirdi. Ancak Muhabir haberin nasıl hazırladığını anlatılırken, nerelere başvurulup kimlerle iletişim kurulduğunu belirtmiştir. Bu nedenle şikayetçinin, haberde kimliğinin yazılmasıyla hedef gösterildiğini, hakkında asılsız iddialara yer verildiğini, mesleki itibarının zedelendiğini savunması objektiflikten uzak duygusal değerlendirmelerdir. Zira kendisinin söyledikleri dışında hiçbir şey yazılmamıştır. Kendisinin görevden alınmasına bu haberin neden olduğu iddiası inceleme konusunun dışındadır. Kaldı ki Şikayetçi bu haber nedeniyle görevden alınmış olsa bile, bunda şikayet edilen muhabir sorumlu tutulamaz.

Öte yandan, korunması gereken tarihi eserin durumunu ortaya koyan söz konusu haberin yayımlanmasında kamusal yarar vardır. Haber günceldir ve görünür gerçeğe uygundur. Haberde gerçek olmayan hiçbir şey yoktur.

Şikayetçi tarafından noter ihtarnamesiyle gazeteye gönderilen, muhabire yönelik suçlamaların da bulunduğu ve kendisine göre gazeteciliğin nasıl yapılacağının anlatıldığı açıklamanın yayımlanmamasının etik ihlali olduğu savı da yersizdir. Gazeteci yargı kararıyla gelen tekzibi yayımlamakla yükümlüdür; gerçeğe uygun haberini yalanlayan açıklamaları yayımlamak zorunda değildir.

Açıklanan bu nedenlerle şikayet konusu “500 yıllık tarih naylon altında” ve “Naylon Türbe” başlıklı haberde Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edilmediği; şikayetçinin noter kanalıyla gönderdiği açıklamanın yayınlanmamasının da etik ihlali oluşturmadığı kanaatindeyiz.

DEĞERLENDİRME :

Basın Konseyi Yüksek Kurulu’nun 24.02. 2021 günü koronavirüs salgını önlemleri nedeniyle video konferansa yöntemiyle yaptığı toplantıda şikayet başvurusu görüşülmüştür.

Yüksek Kurul, şikayetle ilgili Genel Sekreterlik tarafından hazırlanan raporun sunumunun ardından, şikayetçisinin başvurusu ve eklediği belgelerle ortaya koyduğu iddialar; şikayet edilenin bu iddialara verdiği yanıt ile gönderdiği belgeleri incelemiş, konuyu tüm detaylarıyla müzakere etmiştir.

Olayın iki boyutu olduğunu saptayan Yüksek Kurul, bunlardan birinin Şikayetçinin bu haber gerekçe gösterilerek görevinden alınması, diğerinin de Basın Konseyi’nin görev alanına giren, “haberde Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edilip edilmediği hususu” olduğu değerlendirmesini yapmıştır.

Yüksek Kurul’un hukukçu üyelerine göre, Şikayetçinin şikayet konusu haber gerekçe gösterilerek sırf bu nedenle görevden alınması hukuken mümkün değildir. Eğer görevden alma işlemi bu haber nedeniyle yapıldı ise bunun ancak işlemi yapanların bahanesi olabileceği, türbenin bakımsız ve harabe bir şekilde bırakılmasından Basın Danışmanının sorumlu tutulamayacağını, Kurum yöneticilerinin habere konu olaydaki asıl sorumluları gizlemek ve olayı örtmek amacıyla böyle bir yönteme başvurmuş olmalarının hukuksal dayanağının olamayacağını, bu konuda dava açıldığına göre Mahkemece objektif değerlendirme yapılarak haksız işlemin iptal edilebileceğini dile getirmiştir.

Haberde Basın Meslek İlkeleri bakımından bir ihlal olup olmadığı konusunda ise Yüksek Kurul üyeleri farklı görüş ortaya koymuştur. Üyelerin büyük bölümü, haberde gerçeğe aykırı hiçbir unsur bulunmadığını, dolayısıyla etik ihlali olmadığını savunmuştur. Muhabirin bilgi almak için elinden geleni yaptığını belirten üyeler, ilgili kurumun basın görevlisine ulaştığını ve yapacağı haber konusunda taleplerini de açıklıkla ilettiğini dile getirmiştir. Haberde Şikayetçinin adının yazılmamış olabileceğini, böyle bir eksikliğin haberin gerçekliğini etkilemeyeceğini belirten bazı üyeler, ancak muhabirin çaba gösterip tam bir dürüstlük içinde oluşturduğu haberde, iletişim kurduğu kişilerin dolayısıyla da Şikayetçinin kimliğini ve unvanını yazmasının da etik ihlali olmadığını vurgulamıştır. Üyelerden bazıları, mesleğinde başarılı ve deneyim sahibi olduğu anlaşılan Şikayetçinin, gazeteciye verdiği cevabın sorumluluk doğuracağını bilmesi gerektiğine dikkati çekmiştir. Bu konumdaki bir basın müşavirinden gazetecilerin talep ettiği bilgileri makul süre içinde vermesinin beklendiğini söyleyen üyeler, eğer yetkisini aşıyor ya da verilemeyecek bilgi istendiyse haberi yapan muhabiri ilgili yere ve yetkiliye yönlendirilmesi gerektiğini, ancak bunun yapılmadığını savunmuştur. Yüksek Kurul üyeleri, şikayet edilen muhabirin sabırlı davrandığını; zamanla yarışılan bu meslekte hayli uzun sayılan 8 gün süreyle elinde tuttuğu haberi, şikayetçiden cevap alamayınca mevcut bilgilerle objektif ölçüler ve uygun üslupla yayımladığı görüşünde birleşmiştir.

Yüksek Kurul’da farklı görüşte olan bazı üyeler ise haberde etik ihlali olduğunu söylemiştir. Bu üyeler, muhabirin haberde gerekli olmadığı halde kimliğini ve unvanını yazarak; editörün de bu bilgileri çıkarmadan sayfaya koyarak şikayetçiyi hedef gösterdiklerini savunmuştur. Şikayetçiye tebliğ edilen yazıda gerekçe olarak açıkça yazılmasa da şikayet konusu haber yüzünden görevden alındığının belli olduğunu dile getiren üyeler, hiç bir kusuru olmadığı halde mağdur edildiğini söylemiştir. Bu üyeler, şikayetçinin iyi niyetle o anda ‘meşgul’ olduklarını bildiren tek cümlelik Whatsapp mesajını, olacakları öngöremeden ve hedef gösterecek şekilde habere koyan muhabirin etik ihlali yaptığını savunmuştur.

SONUÇ :

Yüksek Kurul, müzakereler sonunda, şikayet konusu haberde Basın Meslek İlkeleri’nin ihlali edilmediğini ve şikayetçinin noter aracılığı ile gönderdiği açıklamanın yayımlanmamasının etik ihlali olmadığını OY ÇOKLUĞU ile saptamıştır. Yüksek Kurul yapılan oylama sonunda;

  1. Şikayet başvurusunun kabulüne,

b) Hürriyet gazetesinde 16.12.2020 tarihinde yayımlanan ‘500 yıllık tarih naylon altında’ başlıklı haber nedeniyle muhabir Aydemir Kadıoğlu ve Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Hakan Coşkun haklarında yapılan başvuruda Basın Meslek İlkelerinin ihlal edilmediğine ve ŞİKAYETİN YERSİZLİĞİNE OY ÇOKLUĞU ile karar vermiştir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*